“`html
Afganistan ve Suriye’deki Kadınların Mücadeleleri Üzerine
Afganistanlı kadınların ve kız çocuklarının bugün karşılaştıkları zorluklar, Suriye’deki kadınların yaşama ihtimali olan benzer durumlarla birlikte sıkça “yerel gericilik”, “kültürel geri kalmışlık” veya “Taliban karanlığı” gibi dar bir çerçeve ile açıklanıyor. Ancak, bu tablo sadece içsel bir baskı rejiminin değil, aynı zamanda dışarıdan dayatılan, silahlara ve işgallere dayanan bir emperyalist sistemin sonucudur.
Bu nedenle, konuyu yalnızca “gericilik” perspektifinden ele almak, karanlığın derinleşme sebeplerini anlamada yetersiz kalıyor. Sharon Smith’in Kadınlar ve Sosyalizm kitabında, “Emperyalizm Kadınları Özgürleştirmez” başlıklı bölümde sunulan analiz, Afganistan’dan Suriye’ye uzanan durumu anlamak için hâlâ geçerli bir teori sunmaktadır.
Smith’in belirttiği gibi, kadınların maruz kaldığı baskı ve onları “kurtarma” sözü veren emperyalist güçler, çoğu zaman birbirini tamamlayan iki yan unsurdur. Örneğin, ABD’nin Afganistan’ı işgali sonrası Laura Bush’un “Terörle mücadele, kadınların hakları için verilen bir mücadeledir” söylemi, bu durumu açıkça yansıtmaktadır. Bugün benzer bir “özgürlük” söylemi, emperyalizmin yeni hedefleriyle yeniden gündeme getirilmektedir.
Böylece, kadın hakları, bombalar ve işgal aracılığıyla bir ideolojik ambalaj haline getirilmektedir. Smith’in tanımladığı “emperyal feminizm” yaklaşımı, bazı liberal feminist gruplar tarafından da benimsenmiştir. Ancak, kadınların kendi kurtuluş mücadelelerinin bir parçası olmasından çok, Batılı ülkelerin “kurtarıcı” rolü vurgulanmıştır. Oysa toplumsal cinsiyet ve sınıf ilişkileri yönünden yaklaşıldığında, gerçek tablo çok daha karmaşıktır.
Yıkılmış bir coğrafyada özgürleşmenin dışarıdan, silahlı müdahalelerle sağlanamayacağı gerçeği gözler önüne seriliyor. Afganistan’da sürdürülen 20 yıllık işgal, kadınların günlük yaşamını güvenli hale getirmedi, aksine köktendinciliği besleyen bir zemin oluşturdu.
Bugün Taliban’ın eğitimden mahrum bıraktığı kız çocukları ve kadınları hedef alarak sürdürdüğü karanlık rejim, geçmişteki işgallerin yarattığı kalıcı ve yıkıcı bir mirasın sonucudur. Ne emperyalist “kurtarıcılık” anlatıları ne de yerel gericilik, kadınları susturmak için geçerli bir gerekçe değildir.
Kadınlar, bu iki baskıcı güce de “hayır” dediklerinde gerçek bir politik güç kazanacaktır. Kadınların özgürleşmesi, ne emperyalistlerin bombalarıyla mümkündür ne de köktenci rejimlerin merhametiyle.
Afgan Kadınlarının Çağrısı
Afgan kadınlardan Wazhma, ülkesinin kız çocuklarının eğitiminin yasak olduğu tek yer olduğunu belirterek dünyaya çağrıda bulunuyor. “Artık dünyanın sessizliğine tahammülümüz kalmadı. Bizim sabrımız, konforlu bir sessizliğe dönüşmüştür. Herkes susarken biz evde kapatıldık, işimizi ve okullarımızı kaybettik.” diyor.
Wazhma, dünya liderlerinin ikiyüzlülüğünü vurgulayarak, “Toplantılarda Afgan kadınlarının durumu hakkında endişeliyiz diyorlar. Ardından masadan kalkıp ticaret ve petrol hakkında konuşuyorlar.” ifadelerini kullanıyor.
Bu, Afgan kadınlarının yalnızca Taliban tarafından değil, dünya üzerindeki ikiyüzlü sessizlik tarafından da susturulduğunu gösteriyor. Ancak o, okumanın ve varlığını sürdürmenin yollarını bulmaya devam edeceklerine olan inancını artırıyor.
Suriye’deki Kadınların Durumu
Suriyeli feminist aktivist Nina Al Amena, Suriye’de azınlık topluluklardaki kadınların yaşadığı zorlukları aktarıyor. Kadınlar, yoksulluk yanında kimlik tehdidi gibi pek çok olumsuzlukla karşı karşıya. Korku, artık sadece silahlı çatışma ile sınırlı değil; kaçırılma, mezhepçi şantaj ve kadınların hedef haline gelmesi gibi durumlar da mevcut.
Emperyalist güçlerin baskıcı yapılarla olan ilişkileri, genellikle araçsal bir altyapı sunuyor. Kadın hakları sözü verilirken, kadınlar gerçek anlamda korunmuyor. Bu durum, kadınların maruz kaldığı şiddeti “kabul edilebilir bir yan etki” olarak normalleştiriyor.
Al Amena, Alevi kadınların sessizce direndiğini ve aile birlikteliğini koruyarak toplumsal çöküşü engellemeye çalıştığını vurguluyor. “Kadınlar, unutmaya ve boyun eğmeye bağlı bir barıştan değil; gerçek adalet ve güvenlikten yanadır.” diyor.
“`